Eğitim Karanfil Devrimi ve Pessoa’nın izinde Lizbon Lizbon huzursuz bir şehir değil, huzursuz olan sizin içinizdeki şehir ve o şehir peşinizi hiç bırakmıyor. Artık içinizdeki bu huzursuz şehrin önemli bir parçası elinizden düşmeyen, sık sık şarj etmek… Hakan Kaplan 6 Nisan 2026 Lizbon Avrupa’nın öne çıkan uğrak yerlerinden biri olmuş gibi görünüyor. Özellikle pazar günü ana merkezdeki kalabalığın ve trafiğin artmasından, hatta öncesindeki günlerde pek duymadığınız korna seslerinden rahatlıkla fark edilebiliyor. Şehrin sahile yakın ana merkezinin fazlasıyla turistik olduğu, ağaçsız dar caddelerinden iki yönlü küçük tramvayların geçtiği, trafiğin tıkandığını, araba kuyruklarının uzadığını ve korna çalanları görmediğiniz, hemen bütün kaldırımların ve yaya yollarının ince el kesmesi taşlarla kaplı olduğu bu şehir mütevazi sesiyle içinizi ısıtıyor. Merkez turistik alandan üç metro durağı uzağa açılırsanız da bir göçmen şehri karşılıyor sizi. Okyanus kıyısında olduğundan mı ya da bir zamanların kaşiflerinin yurdu olduğundan mı bilinmez, şehre vardıktan bir süre sonra yeniden içinizde bir yola düşme hissi fark ediyorsunuz. Ama bu, huzursuzluk veren bir şehir olduğu için değil. Şehri geride bırakamayacağınızı hissetseniz de dalgalar aklınızı çelmeye çalışıyor denize açılmak için. Tıpkı Pessoa’nın bir şiirinde geçen aşağıdaki dizeler gibi bir çağrı duyuyorsunuz denizden. Cevat Çapan Türkçe’ye çevirdiği Pessoa şiirleri kitabının önsözünde Octavio Paz’ın bir yazısında Pessoa için “şairlerin yaşam öyküleri olmaz onların yaşam öyküleri yapıtlarıdır” diye yazdığını belirtiyor, Pessoa’nın üç farklı isimle yazdığı yapıtlarındaki temaları ve bu farklı isimlerle yarattığı dünyayı aktarıyor. Şu dizeler de Pessoa’nın Alvaro de Campos adıyla yazdığı Denize Övgü şiirinden: “Sular çağırıyor beni. Denizler çağırıyor, Beni çağırıyor ete kemiğe bürünen tüm uzaklıklar Ve denizlerin geçmişte yaşanmış bütün çağları beni çağırıyorlar” Şehre tutkun şair Pessoa’nın başyapıtı sayılan Huzursuzluğun Kitabı bu şehirde yaşayan bir muhasebecinin iç dünyasını resmederken, kitabın adındaki huzursuzluğun karakterin içsel şehrinden kaynaklandığını anlamak çok uzun sürmüyor. Çünkü Lizbon huzursuz hissedebileceğiniz bir şehir değil. Pessoa Lizbon’la özdeşleşmiş bir şair. Küçük yaşta ayrıldığı bu şehre tekrar döndüğünde başka bir dil öğrenmiş ve şiirlerini ilk olarak da ana dili olmayan bu dilde yayınlamış. Sağlığında yayımlanmış tek bir kitabı olmuş. Yirminci yüzyılın ilk çeyreğinde Lizbon’a döndükten sonra yazmaya başladığı Orpheu dergisinde yazdıklarıyla modernizmin Portekiz’deki önde gelen estetik kuramcılarından biri haline gelen Pessoa farklı adlarla yazdığı, biçim ve içerik açısından farklı ürünlerle, bildiği aşina olduğu ve bütünleştiği bu şehirde hayata veda etmiş. Orpheu dergisi adını Yunan mitolojisindeki Orpheus’tan alıyor. Hamnet filminde de Shakespeare’den dinlediğimiz bir mitolojik hikâyede, aşık olduğu Eurydice’i yeraltı dünyasından ve onun efendisi Hades’ten kurtarmak için bir anlaşma yapan, Eurydice’in önünde ona dönüp bakmadan yolculuk etmek zorunda olan ozan ve müzisyen Orpheus var. Hamnet’te farklı anlamlar ve çağrışımlarla yer alan bu hikâye, Orpheu dergisi için “geriye bakmamayı, geçmişi bırakmayı ve yirminci yüzyılda Portekiz’in aydınlanması için geleceğe odaklanmayı” temsil ediyor. Öte yandan Lizbon geriye bakmayı bırakmamış bir şehir. Şehirde Tejo Nehri’nin okyanusa açılan noktasındaki 25 Nisan Köprüsü geriye bakmanın belki de en özel simgesi. 25 Nisan Portekiz ve Lizbon için önemli bir tarih. Karanfil Devrimi’nin tarihi. Bu köprünün hemen yanı başındaki eski fabrikaların olduğu bir alanın modern bir sanat-tüketim alanına çevrilmesi, çoğunluğu beyaz yakalı turistlerin “leisure time” anlarında sevebilecekleri bir biçim yaratmış. Ne de olsa tüketim, bu yüzyılın dinamiği. LX Factory adındaki bu alanda özellikle pazar günleri yaşanan hareketlilik, turizmin do